İmge ormanlarında dolanan eski uygarlığın çocuk ‘Azizler’i

Gene Luen Yang’ın, Azizler’inde, sömürgecilik hezeyanlarıyla yanıp kül edilen Çin’in uzak bir köşesinde, kendi hayal dünyasının içinde yaşayan ve eski uygarlıkla, yeni dünya arasında sıkışan Kız-Dört’ün dünyasına dalıyoruz…

Gürer MUT

01.11.2020

Toplumların tarihi, savaşlar, doğal afetler, kitlesel ayaklanmalar ve ekonomik altüst oluşlarla meydana geliyor. Kültürün ve dolayısıyla insanın geleceği de bu gelişmelerin neticesinde şekilleniyor. Milyarlarca yazılı, görsel ve işitsel ürün dünyanın gelişimini kayıt altına almak için ilk çağlardan bu yana derlenip toparlanıyor. Yegâne amaç geride bıraktığımız çağların yaşayışlarını, duygularını, düşüncelerini ve eylemlerini kayıt altına almak. 

Bu doğrultuda grafik romancılığın özellikle tarihsel kesitleri ele alırken sunduğu zengin görsellik ve yalın anlatım dili, toplumların tarihini anlamada kuşakları aynı düzlemde yan yana getirebiliyor. Gene Luen Yang tarafından kaleme alınan, Nazlıcan Saltan tarafından çevirilen ve Alfa Yayınları’ndan çıkan Azizler, Çin uygarlığının bir dönemine odaklanırken bizlere tartışma zemini hazırlıyor. 

Eski kültür, yeni dünya

Asya kökenli Amerikalı Yang’ın Azizler’i, sömürgecilik hezeyanlarıyla yanıp kül olan dünyanın bir ucunda, patriarkal ilişkilerin uçlaştığı Çin’de doğan Kız-Dört’ün hayatını konu alıyor. İlk sayfalarda, renkli bir hayal dünyası olan “şeytanı ve saf kötülüğü” arayan (kültürel olarak olumsuz bir karşılığı yok) bu küçük kızın hayatına odaklandığımızda bir toplumun değerleriyle karşı karşıya geliyoruz. Sadece bu da değil, üretim ilişkilerinden, aile hayatına, toprak mülkiyetinden, ulus kavramına varan bir yelpaze çıkıyor karşımıza. Ve elbette bu tarım toplumunun, 19. yüzyıla girilirken afyon ve dinle uyutularak paylaşılma çabası…

Her şeyden habersiz yaşlı bir porsukla dertleşen Kız-Dört’ün ismi ilk başta size garip gelebilir. Garip olduğu sayfalar arasında da vurgulanıyor zaten. Fakat ismin hikâyesini anladığınızda, bunun kültürel bir yorum olduğunun da ayırdına varıyorsunuz. Bize garip gelecek bir diğer gerçeküstü imge ise yaşlı porsuk. Yaşlı porsuk neyin nesi peki? İşte o bir coğrafyanın zenginliği. Doğanın ve canlının insan tarafından yok edilmediği, büyük saygıyla dinlendiği, etken bir kültürel form o… 

Öyle bir nokta beliriyor ki karşımıza, Hıristiyanlığın Kız-Dört’ün hayatındaki yerine paralel olarak yaşlı porsuğun önemini gittikçe yitirdiğine tanıklık ediyoruz. Kadim kültürün yerini, yeni düzen alıyor. Doğanın yerini ise tüketici insan… Peki neden? Hikâyecinin anlatısında size doğru gelmeyen bir şeyler belirmeye başlıyor. Mesela, Batı uygarlığına olan gönül yakınlığı veya misyoner faaliyetlerin ve dinin kurtarıcı misyonunun bir tür “güzelleme demeti” ile sunulması… Peki eski uygarlığın başına ne geliyor? Yaşlı porsuk, bir şövalye tarafından avlanıyor, bir parçası da afiyetle yesin diye Kız-dört’ün ağzına konuyor. Bir anlamıyla imge ormanının içinde dolaşıyoruz. Eski kültürün, yeni dünyanın değerleriyle yok edildiğine tanık oluyoruz. 

Çocuk dünyasında şekillenen imgeler

Eleştirel bir gözle kitabı okuduğunuzda, bir çocuğun dünyasında şekillenen imgelerin dinle nasıl allak bullak olduğunu da görüyorsunuz. Kız-Dört’ün kendisini misyoner rahiplerin şefkatli kollarına atıldığında, kendi kültüründen, benliğinden vazgeçip bir isim listesinden kendisine isim ararken hüzünleniyorsunuz. O ise artık “makul ve terbiye edilmiş” kişiliği ile Vibiana ismini almaya hak kazanıyor. Peki, küçük bir kız bile olsa bireyin kendi kimliğine yabancılaşması bu kadar sığ bir dille mi anlatılmalı? 

Gene Luen Yang

Bu kırılma anından sonra, Yang bizleri Batılı güçlerle, Çing Hanedanı’nın mücadelesine davet ediyor. Saldırgan ve milliyetçi yerli halk ile masum misyonerlerin kiliselerine çekilerek halkı korudukları sahneler peşi sıra geliyor. Tanrının buyruklarını yerine getiren misyoner rahiplerin koruyucu ve kurtarıcısı ise Batı uygarlığının oluşturduğu koalisyon askerleri. Evet artık kendimizi 1800’lerin sonunda yaşanan Boxer Ayaklanması’nın içinde buluyoruz. 

İşgale karşı başlayan ayaklanma

Çin uygarlığının belki de en buhranlı dönemlerine gidiyoruz. Bir tarım imparatorluğunun çöküşüne… Dilin, kimliğin, kültürün kısaca hayatın değiştiği bir döneme… 1899 yılında başlayan ayaklanma, Batı’nın Çin üzerindeki ekonomik ve siyasi etkisine karşı bir milliyetçi kalkışmaydı. Boxer’ların hedefinde ise yabancı temsilcilikler, misyonerler ve yabancı devletlerce yapılmakta olan demiryolları vardı.

Böylesi bir tarihsel kesitin içinden sıyrılıp gelen Azizler dönemin ruhunu yansıtmayan, şehitlik ve inanç eksenine hapsolmuş bir çalışma. Peki yansıtmalı mı? Şayet böylesi kritik bir başlıkta bir ürün ortaya çıkıyorsa, dönemsel arka planın daha ustaca hazırlanmasını beklerdim. Elbette Gene Luen Yang bu çalışmayı iki cilt olarak planlamış. Serinin ikinci kitabı Boksörler. İlk kitapta eksik kalan noktaların ikinci kitapta telafi edilmiş olmasını umut ediyorum. 

Bu yazı 01.11.2020 tarihinde İyi Kitap dergisinde yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s